18 Eylül 2026 Cuma

"Unpopular Opinion": Microsoft Office'in yerine gerçekten geçecek bir ürün geliştirilebilir mi?

Hepimizin malumu oluğu üzere, Microsoft Office günlük işlerimizin olmazsa olmazı. Linux'da yerine tam anlamıyla geçebilecek gerçek bir alternatif ürün bulunmamasına rağmen, Windows ve Mac'lerde uzun yıllardır tekel ve lider pozisyonda. Dünyadaki şu anda geçerli Trump döneminde, Avrupa Birliği kendi veri işleme işleri için, hem Amerika'ya, hem de tek bir firmaya, Microsoft'a, bağlı kalmak istemiyor. Bu konuda hakli olarak çeşitli endişeler var. Ya Microsoft lisans ücretlerini çok fazla arttırırsa? Ya Microsoft bu uygulamaların için gizli bir arka-kapı koyarsa ve bütün dokümanların içeriklerine ulaşırsa? Ya Trump, pek ihtimal dahilinde olmasa da, artık Microsoft'un Office ürünün dışarıya ihracatına sınırlama getirirse? Trump'ın bu konuda sicili kabarık. Daha önceden Nvidia'nın en üst model çiplerinin, Çin'e satışına yasak getirmişti.


İşte bütün bu sebeplerden dolayı Avrupa Birliği stratejik bir yaklaşımla, Windows, MacOS ve Linux'lerde çalışabilecek, "Euro Office"i Avruba Birliğinden birçok firmanın ortak katılımıyla, bir süredir geliştiriyordu, finanse ediyordu. Son haberlere göre çok yakın zaman içinde (2-4 hafta) ilk sürümü open source ve bedava olarak yayınlanacak. "Euro Office", Microsoft Office ile uyumlu olacak, yani eski dosyalarınızla hem Euro Office, hem Microsoft Office ile çalışabileceksiniz.

Bakalım, Euro Office, Microsoft Office'e rakip olarak, yerini alacak bir alternatif olabilecek mi? Yakında öğreneceğiz...

12 Eylül 2026 Cumartesi

"Unpopular Opinion": Yazılım devi Microsoft kendini istemeden birden çok şekilde sabote ediyor olabilir mi?

Türkiye'de bu konu pek konuşulmayıp gündeme gelmese de, yurtdışında özellikle son kullanıcılar, sistem yöneticileri tarafında Microsoft'a karşı sesler Internet'te yükseliyor.

(1)

Sorunun odağında, Windows 11'in ta kendisi bulunuyor. Sorun ise hepimizin bildiği, Windows 11'in bitmek bilmeyen hataları. Hataları düzeltmek için çıkarılan, indirmesi uzun zaman alan, ama kurulduğunda da beklendiği gibi hataları düzeltirken, başka yerleri bozan yamalar baş rolde. Bazen belli bir hatayı düzeltmek için, aynı yamanın 2-3 farklı versiyonun arka arkaya çıkarıldığı görülebiliyor. Hatta yakın zamandan örnek vermek gerekirse, kurumsal şirketlerde uzaktan çalışmanın olmazsa olmazı "Always On VPN"in bazı bilgisayarlarda olması gerektiği gibi çalışması, 08 Eylül 2026'da çıkarılan bir yama ile alakasız bir şekilde bozulduğu raporlanıyor.

(2)

Hemen her türlü bilgisayarda çalışabilen, Windows 10'dan genel olarak kullanıcılar memnundular, ama hem sistem güvenliğini arttırmak, hem de işbirliği içinde olduğu donanım üreticilerinin satışlarını arttırmak için Microsoft Windows 11'i tanıttı, ama eskisi gibi hemen her bilgisayarlarda çalışabilecek şekilde değil, belli bir donanım konfigürasyonu ve yukarı modelleri destekleyerek. Microsoft Windows 10 desteğini de 14 Ekim 2025'de, geçen sene sonlandırınca, bu son kullancılar için aynı işleri yapmak için, görünürde ekstra bir fayda sağlanmamasına rağmen, yeni bir bilgisayar almaları anlamına geliyordu. Birinci maddedeki yazılım hatalarıyla birleşince, kullanıcılar ve sistem yöneticilerinde huzursuzluklar baş göstermeye başladı. 

(3)

Zamanı geri sararsak, Bill Gates ve Steve Ballmer'ın Microsoft'u yönettiği zamanlarda, Linux ve Open Source, Microsoft tarafından, kendi lisans ve satış ücretlerini düşüren bir "kanser" olarak görülüyordu. O zaman için Open Source herşeye savaş açmışlardı, daha sonraları ise, ücreti 0 olan ürünlerle başedemeyeceklerini anladılar ve barışma yolunu seçtiler. Hatta barışmakla kalmadılar, Microsoft Azure'da serverların çoğunun Linux olduğu düşünülürse, bu serverları kiralayarak, hizmet satarak, para kazanmanın da yolunu buldular. Beklenmedik şekilde bir adım daha ileri giderek, Windows Sub-System for Linux (WSL) ile Ubuntu Linux'u direkt Windows'un içinde, yanyana, çalışmasına izin verdiler. Böylece insanların Linux'a daha da kolay alışmasının yolunu açtılar. Benim fikrime göre, bu ticari bir firma için yanlış bir karardı.

(4) 

Son kullanıcılar haricinde Microsoft'un asıl pahalı lisanslardan para kazandığı alan ise server yazılımlarıdır. Internet'teki Web Server'lerinde, Linux'un pazar payı %62 civarındayken, Windows'un ki sadece %3-%8 bandında tahmin edilmektedir. Cloud'daki sunucularda ise Linux %92 iken, Windows %8'dir. Görünen o ki, Microsoft zaten server yazılımı pazarında çok fazla lisans ücreti kaybetmiş görünmektedir.

6 Eylül 2026 Pazar

"Unpopular Opinion": Mikroservisleri her projede kullanmamız gerekli midir?

Artık her yeni uygulama geliştirmede mikroservis yapısının kullanılmasını günümüzde çok normal karşılıyoruz. Hatta iş "mühendislikten" çıkmış, "moda" haline gelmiş durumda. Her yerde, her proje için gerekli olup, olmadığına bakılmadan kullanıyor. Bunun birkaç sebebi var:

1. Geleceğe yatırım: Uygulamanın ileride ne kadar kullanıcısı olacağı tam olarak bilinmediği için, "her şeyi yapsın", "en iyi altyapı olsun", "ileride tekrardan baştan yazmayalım" yaklaşımları öne çıkıyor.

2. CV parlatma: Projenin ihtiyaçlarına uygun "mühendislik" çözümleri yerine, "ortaya karışık" her türlü teknolojinin kullanıldığı bu çözümler, "CV"lerin daha tecrübeli, dolgun gözükmesini sağlıyor, yeni iş arayışlarında fayda sağlıyor, "fazladan maliyetler"i ise şu anki firma ödüyor.

3. Gerçekte ne oluyor?: Bu tür girişimler için yapılan yeni uygulamalar çok büyük oranda başarısız oluyor yada "hayal edilen" kullanıcı rakamlarına ulaşamıyor ve uygulama için yapılan "fazladan maliyetler" boşa gidiyor. Günde sadece birkaç bin kullanıcısı olan uygulamalar gördüm ki, içinde teknolojik olarak herşey kullanılmış, ama ya uygulamanın ana fikri kötü yada iyi satılıp, pazarlanamamış.

Peki olması gereken durum ve çözüm nedir? 

Öncelikle "mühendislik" yaklaşımına geri dönmemiz gerekiyor, yani biraz "ölçüp, biçmemiz" lazım. Sistemde belli işlemler "milisaniyeler" bazında ne kadar süre alıyor? Karmaşık yapılarda, birden çok daha fazla sistem birbirleriyle konuşup, anlaşmaları ve senkronize kalmaları gerektiği için, düz, basit, direkt bir yapıya göre yavaş çalışırlar, bu kaçınılmazdır.

Mikroservisler, biraz da "hak edilen" bir yapı olmalı aslında. Daha günlük birkaç bin kullanıcısı olan "modular monolith" bir uygulama, donanımsal olarak güçlü bir altyapıyla gayet de güzel çalışır. Kullanıcı sayısı arttıkça yavaş yavaş gerekli bölümler mikroservis yapısına çevrilebilir.

Mikroservis felsefesinde, her mikroservisin diğer mikroservislerden bağımsız olarak gelişmesi, evrimleşmesi de söz konusudur. Bunun içinde her mikroservis için bazen 1 kişiden oluşan, bazen de 10 kişiden oluşan, bağımsız ekiplerin olması gerekir ki, hem adam sayısı olarak, hem de yazılacak, bakımı yapılacak, hataları ayıklanacak kod miktarı, "modular monolith"lere göre çok daha fazladır.

Sözde ve teoride mikroservis yapıları, çok güzel dursada, iş veri kaybı olmamasına, hataların bulunup, ayıklanması için "log"ları okumaya geldiğinde, bu sistemin "yumuşak karnı"dır. Birçok yazılım ekibinin bu yüzden sabahlara kadar mesai yaptığını biliyorum. O yüzden sistemlerinizi mümkün olduğu kadar basit bir mimariyle tasarlamanız sadece "akıl sağlığınız" için değil, aynı zamanda "maaliyet", gerekli "adam sayısı", "bakımının kolay yapılması" için de gereklidir.

Yukarıda yazdıklarımdan tabii ki istisna durumlar mevcuttur: Eğer Amazon, Hepsiburada, Trenyol, N11, Netflix vb. gibi bir şirketseniz, mikroservis yapısını kullanmanız kadar normal birşey olamaz. Zaten çok yüksek sayıda kullanıcınız olduğundan dolayı, başka türlü hizmet veremezseniz, bu işinizin gerekliliği olduğundan dolayı, bunun için de bütçeniz vardır, gerekli adam sayılarıyla altyapınızı kurabilir ve bakımını, geliştirmesini sağlayabilirsiniz.